Adalet Komisyonunda kabul edilen Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifine ilişkin kısa kişisel değerlendirmelerimizi kamuoyuyla paylaşmayı yararlı görüyoruz.
Genel olarak sırf kamuoyu tepkisini karşılamak üzere cezaların artırılmasını bilimsel açıdan doğru bulmadığımızı ifade etmeliyiz. Zira toplumsal olarak tepki çeken münferit hadiseler dışında bir bütün olarak çocuk suçluluğunda gerçekten bir artış olup olmadığına ve bunun temel sebebinin cezaların düşük olması olduğuna dair kapsamlı bir bilimsel araştırma yapılması ve bunun ortaya koyduğu sonuçlara göre hareket edilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Böyle bir dayanak olmadıkça bu tarz ceza artırımları kısa vadede kamuoyu tepkisini dindirmenin ötesinde bir fayda sağlamayacağı gibi uzun vadede birçok sakıncalar doğuracaktır. Dolayısıyla teklifte, çocuklara özgü indirimleri veya infaz sürelerini değiştirmek suretiyle fiilen cezaların artırılması sonucunu doğuran hükümlere prensip olarak karşıyız.
Çocuklar hakkında TCK m.31/f. 2 ve 3’te yapılan ceza indiriminin sebebi, işlenen fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını buna göre yönlendirme yeteneklerinin yetişkinlere göre daha az gelişmiş kabul edilmesidir. Teklifte, bazı suçlar seçilerek bu indirimin yapılmayabileceğinin veya farklı bir indirim oranın uygulanabileceğinin belirtilmesi bu esasa aykırıdır. İşlenen bazı “ciddi” suçlara göre çocuğun bu yeteneklerinde bir değişme olması söz konusu değildir. Öte yandan sayma usulüyle bazı suçların seçilmesi her zaman sorunludur. Aynı ağırlık ve ciddiyette listede sayılmayan başka suçlar da söz konusu olabilir ve bu yönüyle tutarlı bir düzenleme yapılmamış olur. Aynı durum teklifteki TCK m. 233/f. 4’teki suçlar açısından da geçerlidir. 233’teki düzenleme açısından esasen aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali sebebiyle herhangi bir “suç” işlenmiş olması ceza artırımı için yeterli görülebilirdi.
Çocuk Koruma Kanunu’ndaki “suça sürüklenen çocuk” ibaresinin değiştirilmesini de doğru bulmadığımızı belirtmeliyiz. Yerleşik kavramların çok büyük bir sorun olmadıkça değiştirilmemesi gerekir. “Adli süreçteki çocuk” ifadesi ise kanaatimizce tümüyle başarısız bir tercihtir. Mağdur ve hatta tanık çocuk da adli süreçte yer alır. Kaldı ki suça sürüklenen çocuk, suç şüphesi altında ceza muhakemesinde yargılanan çocuğu ifade ettiği gibi yargılama sonunda hakkında “güvenlik tedbiri” kararı verilen çocuğu da belirtmektedir. Dolayısıyla önerilen kavramın, hakkında hüküm (güvenlik tedbiri) verilmiş çocuğu kapsaması söz konusu olamaz. Bunun yerine suça sürüklenen çocuk ibaresinde iyileştirme düşünülebilirdi. Soruşturma evresinde “suça sürüklendiğinden şüphelenilen”, kovuşturma evresinde “suça sürüklendiği sanılan/iddia edilen” ibaresi, yetişkinler için kullanılan şüpheli ve sanık kavramlarına karşılık olabilirdi. Güvenlik tedbirine hükmedilmesi halinde ise “suça sürüklenen çocuk” tabiri gayet uygundur. Hakkında hapis ve/veya adli para cezası kararı verilen veya verilmesi söz konusu olan çocuklar için ise suça sürüklenen ibaresi kullanılmamalıdır.
Çocuk Koruma Kanunu’ndaki acil koruma kararı alınması hükmüne yapılan ilaveler, Kabahatler Kanunu’na eklenen hüküm (maktu idari para cezasının öngörülmesi hariç) ile kısmen Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunda öngörülen değişiklikleri (sayma usulüyle belirli suçlarda cezaevinde kalma süresini artıran 107. maddedeki değişiklik hariç) prensip olarak olumlu bulduğumuzu ifade etmeliyiz. İnfaz Kanunu’na eklenen hükümlerden bir kısmının, 11. Yargı Paketinde de bulunduğunu ancak bazı eleştiriler sebebiyle paketten çıkarıldığını hatırlatmak gerekir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’na iddianamenin iadesi sebepleri arasına 15 yaşını bitirmeyen çocuklar hakkında sosyal inceleme raporu alınmaması sebebinin eklenmesini isabetli buluyoruz. Hatta bu hükmün kapsamının tüm çocuklara teşmil edilmesinin daha uygun olabileceği kanaatindeyiz. Nitekim Çocuk Koruma Kanunu m. 35’e eklenen hüküm, bu açıdan son derece yerindedir.
Çocuk Koruma Kanunu’na eklenen 5/A maddesindeki yönlendirici tedbirlerin ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kapsamında bu tedbirlerin denetimli serbestlik tedbiri olarak uygulanmasına dair hükmün de prensip olarak yerinde olduğu kanaatindeyiz. Aynı Kanunun 15. maddesindeki değişiklik de olumludur.
Çocuk Koruma Kanunu’nun 45. maddesindeki düzenlemeler de prensip olarak olumludur. Ancak son fıkradaki “…tazyik hapsi ile cezalandırılır.” ifadesi, bu hapsin bir ceza olmaması itibariyle hatalı olup “…tazyik hapsi uygulanır” denmeliydi. Tazyik hapsi nitelemesi, kişiyi bir edimin yerine getirilmesine zorlamayı ifade eder. Maddeden açıkça anlaşılamamakla birlikte, yerine getirilmesi söz konusu olmayan, salt ihlal niteliğini taşıyan bir edim açısından tazyik ibaresi doğru olmayıp disiplin hapsi tabiri kullanılmalıdır. Madde gerekçesinde edimin yerine getirilmesinden söz edilmesi ve bu durumda hapsin sona ereceğinin belirtilmesi bu açıdan isabetlidir.
Teklifin 6136 sayılı Kanuna eklenmesini öngördüğü 13/A maddesiyle, ateşli silahın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde muhafaza edilmesi sonucunda çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olunması müstakil suç olarak düzenlenmektedir. Ateşli bir silahın taksirle de olsa bir çocuğun eline geçmesine sebebiyet vermek soyut olarak bir tehlike arz etmekle birlikte bunun yol açabileceği bazı zarar ve tehlike suçlarıyla mukayese edildiğinde, öngörülen cezanın ölçülü olmayabileceği ifade edilmelidir. Ayrıca ceza hukukunun son çare olması ilkesi itibariyle böyle bir suçun gerekliliği de eleştirilebilir.
Teklif Metni:
Adalet Komisyonu Raporu: